23 Ekim 2005, istanbul
“İşte geldik gidiyoruz,
Bilinmez bir diyara”

Tennese Willams hakkinda yazılmış bir kitapta okumuştum sanırım. Yitik Kuşak diye bir terim vardı. 68 kuşağına yani isimlendirilmiş bir kuşağa atıf içeriyordu. Geçiş döneminde kalmış bir kuşağı betimliyordu. Betimlemek! Bu sözcük bile anlatıyor aslında durumu. Betimleme de neymiş, “tanımlama” varken?

Aldığım eğitimi düşünüyorum da… Betimleme, tanımlama… Sözcük, kelime, Olasılık demek bile cesaret isterdi….

Ne kadar küçük şeylerle uğraşıyoruz.

Sonucunu animsamiyorum… Yoksa hatirlamiyorum mu demeliyim? Bir gazetenin düzenlediği bir yarışma vardı. Ütopya diye. Bu sözcüğü de o ilk zaman öğrenmiştim. Uzun bir açıklama vardı… Ütopya nedir diye…

Pek misafirperver değilim bu gece. Düşünceler bile anlatacaklarını söyleyebilecek kadar misafir olamıyor…

Bir müzik çalıyor… Sırf birileri bir şey söyledi diye hakkında yıllarca dinlemediğim, dinlemekten uzak durduğum birine ait. Ve düşünceler… Kopuk, ilgisiz. İşte aynen böyle…

Bir “S” harfinin yazılış biçimi bile olay olan bir kuşak.

Bir söz geldi aklıma.. “Gençliğimizde dünyayı, yaşlılığımızda ise gençliği değiştirmeye çalışırız”

Uyum yerine neden bu değiştirme çabası?

Bir şarkı çaldı… Ve düşünceler, görüntüler misafir oldu kısa kısa….

Dört Nala Gidiyoruz, bizi bekleyen yere….

Bir Cevap Yazın