Merhaba,

Bu sefer bir planım yok. Giyinip evden çıkıyorum… Motoru çalıştırıp hareket ediyorum… İlk karar köprü sapağında anadolu yakasında bir yer
mi yoksa avrupa mı kısa bir tereddütten sonra Avrupa yakasına doğru kırıyorum gidonu… Hemen köprü çıkışında her zaman olduğu gibi Hisara mı gideyim diyorum bir an devam ediyorum sonra… Haliç’e gitmmemiştim uzun zamandır. Rahmi Koç Müzesi geliyor aklıma… Daha önce bir kaç fotoğraf çektiğim ama hepsinde tarih yada birilerinin olduğu fotoğraflar. Sırf fotoğraf çekmek için gideyim diyorum…

Ama önce bir şeyler yemek için Haliç’te ki Tarihi Çınarltında duruyorum… Uykuluk’ları meşhur…

Sipariş verildi..

:)) Etler pişerken sohbet ediyoruz biraz. Uykuluk iki yerden çıkıyormuş. Boyun ve karaciğer çevresi. İki ayrı tepsi de tutuyor zaten. Normalde bundan veriyoruz çoğunlukla diyor boyun bölgesinden çıkan etleri gösteriyor… Biraz fotoğraf makinasının:) hatırına biraz da sohbet nedeniyle sanırım size bunlardan da atayım farkına bir bakın diyor.. Gerçekten dediği gibi diğer tepsiden gelen etler daha lezzetli çıkıyor:)

Siparişi beklerken içerde fotoğraf çekiyorum bir kaç kare… Üç bölümden oluşuyor biri ufak iki kapalı salonu var birde yazın ön tarafa bir sıra masanın atıldığı açık bölümü. Masalar ve sandalyeler ahşap…
Sadece iç salonda fotoğraf çekiyorum diğer bölümde insanlar var ve rahatsız etmek istemiyorum onları.

Çocuklarda düşünülmüş:) Bol bol tahta at var böyle…

2. salonda tam ortadan lokantaya ismini de veren çınar ağacı yükseliyor…

Yemek geldi:) 24 saatten sonra ilk yemeğim:)

Ardından çay değil kahve söylüyorum bu sefer..

Yemek işini bitirdikten sonra RMK’ya doğru yola çıkıyorum… Hasköy çıvarında bu fıskıyeli havuzu görünce duruyorum.. Tam fotoğrafını çekmek için hazırlanıyorum ki duruyor su akışı… Genelde böyle ara verdiğini bildiğim için bende sahile yürüyorum… Bir zamanlar kokudan bırak yanına yaklaşmayı, sıcak yaz günleri 1 km uzağında bile kokudan duramadığınız Haliç yemyeşil kıyıları ile eski güzelliğine doğru yol alıyor her geçen gün. Yiğidi öldür ama hakkını ver demişler ya. Bedrettin Dalan’ı anmadan geçemiyorum.
Kıyıda yürüken baklara oturmuş bir gurup çocuk görüyorum. İçlerinden biri donla denize giriyor. Elimde fotoğraf makinasını görünce abi çeksene beni atlarken diyor… Tamam diyorum. Bir başkası sen turist misin? diyor O zaman nasıl türkçe konuşuyorum diyorum… Gülüyor arkadaşları:) Hazırlanıp atlıyor:)

Halicin kıyısında bu beton yığını nedir diye düşünüyorum ama bulamıyorum…

Eski galata köprüsünden geriye kalanlar ve istanbulun simgesi minareler.

Havuz çalışmaya başlamış tekrar…

RMK hafta içi 17’de kapanıyormuş. Eğer detaylı gezecekseniz yetişmez diyor kapıdaki görevli… 1 saat var çünkü… Daha önce defalarca geldiğim için biliyorum:( Ama daha önceki gelişlerim hep iş nedeniyle idi o yüzden hiç ziyaret saatlerine dikkat etmemiştim. Pazartesileri ziyarete kapalı. Hafta içi 10-17 afta sonu 10-19 arası ziyarete açıkmış. Daha sonra gelmek üzere ayrılıyorum… Yol nereye giderse oluyor bundan sonra… Durduğumda zeytinburnunu geçmiş bakırköye baya bir yaklaşmış buluyorum kendimi..

Açıkta bekleyen onlarca gemi var. Panaroma için 7-8 tane çekiyorum ama birleştirme de renk ayarı yapamadığım için bunlardan birini koyuyorum buraya…

Bundan sonrası sahilde ara ara durup çektiğim fotoğraflardan oluşuyor…








Ve sarayburnunda ufak bir yer keşfediyorum. Hemen deniz kıyısında… Çay ve içeçek servisi var. Ve böyle bir manzarası.


DENİZİ ÖZLEYENLER İÇİN

Gemiler geçer rüyalarımdan,
Allı pullu gemiler, damların üzerinden;
Ben zavallı,
Ben yıllardır denize hasret,
Bakar ağlarım.
O. V. Kanık
İstanbulun bir başka simgesi Gemiler… Kaptanları yok bu gemilerin. Kendi kendilerine süzülüyorlar sanki deniz üstünde…



Bu gidişle balığa da merak salacağım ben:)

Son yıllarda istanbulun yüksek yerlerine konulmaya başlanan büyük boy Türk Bayraklarından biri de Sarayburnunda… Var mı böyle bir kımızı? Böyle bir beyaz?

Bir gün daha böyle bitiyor işte… Yol nereye götürürse gidilen bir gün…

Bu arada yolda görüp çekemediklerim var. Cankurtaranda 10-15 kadar kara çarşaflı hanımı bir arada görünce durdum ama çekemedim. Polis günü nedeniyle tören kıyafeti giyen polisleri çekmediğime da hayıflanıyorum şimdi… Bu vesileyle polis haftasını da kutlarım…

10 Nisan 2007 Yol nereye götürürse.

Bir Cevap Yazın